21 Haziran 2014 Cumartesi

İ YAZDI! "her geçen

H. İ YAZDI!



"her geçen yıl biraz daha yaşlanıyorum" nereden geldi o ses? 18 yaşında belki şımarık diyeceğiniz bir genç kızdan geliyor bu ses. peki derdi neymiş bu kızın ne diye boyundan büyük laf eder olmuş diyorsunuz, kim bilir belki de haklısınız ama ön yargılarınız beyin hücrelerinizi yıkmadan önce size diyeceğim bir meselem var. korkularımızın gün geçtikçe hayat meşgalesi denen yapay güncellemeler sayesinde artış gösterdikleri söylenir. peki gençler bu korkulardan gereken nasibi alıyorlar mı dersiniz. bilmem; buna siz karar vereceksiniz.. biz gençler önümüze bir örnek almayı, denenmiş kanıların üzerinden gitmeyi pek severiz, bir bakıma bize otlakçı diyebilirsiniz. ama aynı zamanda kendimizi kahraman gibi göstermeye de bayılırız. ama bu küçük mizah gösterimizde bize düşen roller sınırlı. çünkü rolleri dağıtan yönetmen bizi pek de umursamıyor diyelim. bize düşen rolleri hakkıyla yerine getirmemize rağmen gerçek kazananlar ya sahne ya dekor ya da ipe sapa gelmez kurgucular oluyor.

Her Geçen Yıl Biraz Daha Yaşlanıyorum

biz de arda kalan korkularla kendimizi avutuyoruz; ama unuttuğumuz bir şey var. bizim bıraktığımız o korkular ilerde mezar taşımızda boy gösteriyor. bir şeyleri atlıyoruz gibime geliyor. belki de durduğumuz yer yanlıştır ya da ne bileyim bu da bir yönetmenin oynattığı korku filmidir, zaman içinde hayat; hayat içinde mizah. her geçen gün oyunun bir kuklası olmak yerine neden uzaktan izlemeyi tercih etmiyoruz? bunu oynatan yönetici biz değiliz niye başka tarlanın ağacını biz suluyoruz. sistem yanlışlığını hiç mi fark etmiyoruz. küçük bir çocuğun elindeki bebeği korumak bize mi kalmış; o bebeğin oyuncak olduğu hiç mi aklımıza gelmiyor, çocuğu korumak varken sahte bir dekor için yanıp tutuşuyoruz. diğer taraftan bu mizah sahnemizi bırakalım da yönetmen kendi oynasın; tek kişilik bebe kadrosu kursun. unutmayın gerçek hayatta ta korkulacak epey konu var. çekilin kardeşlerim bu sahneden çekilin...

17 Haziran 2014 Salı

Der Ki Insan

İPEK AĞLAMAZ YAZDI!



DER Kİ İNSAN



Bahanedir hayat
Çiçek bahçeleri sıkıdır
İnsanlar yorucudur bu hayatta
Zaman haindir bakışlarda
O zaman der ki insan
Bir avuç toprak
Özgürlüktür

2 Mayıs 2014 Cuma

Solaklik Neden Olur

Tüm zamanlarda beynin baskın tarafını kullanan insanlar sağlak ya da solak olarak adlandırılmıştır.Sağ tarafını daha çok kullanan insanlar daha fazla da olsa solak olan insanlar dünya nufüsünüjn %10 unu oluşturur.İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “left” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.İslam dininde de insanlar yemek yemek gibi bir çok faaliyetine sağ elle başlar.



İnsanların neden solak olduğuna gelirsek;

Bir teoriye göre solak olmak anne rahmindeyken çocuğun hangi elinin ağzına daha yakın olduğuyla ilgilidir.Bir teoriye göreyse annenin hamileyken daha çok radyasyona maruz olup olmadığıyla ilgilidir.Son zamanlarda ise solak insan sayısı azalmaktır.Çünkü bir çok ebeveyn küçük yaşta çocuğuna sağ eli kullanması konusunda eğitmektedir.

Neden Solak Oluruz

Bilimsel araştırmalara göre sol elini kullanan insanlar 8 yıl oranında daha az yaşamaktadır. Bunun sebebi olarak da sol elini kullanan insanlarda diyabet (şeker hastalığı),bağırsak hastalıkları ve migrenin daha çok görülmesi öne sürülüyor.Aslında ebeveyinlerin çocuklarını sağ el konusunda uyarmasının sebeplerinden biri dinimizin öğütleridir.Dinimizin öğütleme sebebi ise solak insanlardaki görülen hastalığın çoğunluğudur.Fakat ipe boncuk dizdirme,beynin iki tarafını da kullanmaya zorlayan faaliyetler çocuk sağlığını olumsuz etkiler.

8 Nisan 2014 Salı

Hayat Ask Icin Mi

Damla Aman yazdı!



Bir gün o hayallerimdeki insanı bulup o daldığım kişiyle mutlu olacağımı düşünüp dururdum. Ama ne yazık ki öyle olmuyor mutlu olduğum dediğin zaman hayatına öyle biri girer senin hayatını zindan eder. Aşk bilmeden sevip onun için bütün fedakarlığı yapıp durursun. Ne zaman o senin için fedakarlık yaptı peki? Yapmaz çünkü o hep kendini fedakarlık yaptı bilir. Ona göre sen düşüncesizsin neden mi? Onunla zaman geçirmek istersin, onunla mesajlaşıp uyuya kalmak , onunla hayaller kurup ve o hayallerinin onunla gerçekleşmesini istersin.Ama o sana ben kendime bile zaman ayırmıyorum mutlu değilim gelme üzerime of sıkıldım deyip başından salar seni.Sen ise bir kenara geçip usulca ağlarsın sessizce çünkü kimse seni duymasın,ağladığını görmesin.Sıkıntıların olur ne ailene söylersin nede sevdiğine çünkü onların üzülmesini istemezsin.Onlara bir zarar gelse o zarar veren kişinin canını acıtırsın çünkü sevdiklerin senin için o kadar değerlidir ki .



Kıskanırsın sevdiklerini onlara o kadar samimi olunmasından nefret edersin bazılarımız bunu belli ederek bazılarımız ise bunu içinde yaşayarak kendi kendini yiyerek yaşar.Mutluluğun ne zaman geleceği de belli olmaz o kadar hayattan vazgeçmişken bir anda başka şeylerden mutlu olursun şiir yazmaktan, kitap okumaktan ,spor yapmaktan, gezmekten gibi vb. şeyler .Mutsuzluğunda ne zaman geleceği belli olmaz hayatında o kadar mutlusundur ki bir dakikalığına başkası boza verir.Herkes hayatını tozpembe görmeye çalışır.Bir gözlük takarız ve hayatta olup bitenlerden haberimiz olmaz çünkü biz onları görmeyiz umursamayız.Evet hayatımız hep karmaşıktır çünkü anne karnında başlar dünyaya geldiğinde ağlarsın neyin ne olacağını bilmeden çocuk yaşına geliriz okul hayatı başlar ilkokul,ortaokul,lise,üniversite sonra bir bakmışın hayata atıldın bu sefer iş hayatı başlar .Erkeklerin ilk öncelikle askerlik o bitecek çalışmaya başlayacak ,yuva kuracak ve ne olduğunu anlamadan herkes dünyaya veda edecek işte hayat bu doğarız çile çekeriz bir şeyleri yapmaya çalışırız kariyer yaparız ama hep şunu unuturuz dünya hayatında o kadar iş yaptın peki ya ahiret bunun için ne yaptın? Düşünüp dururuz ama ne yaptığımızı bizde bilmiyoruz ne yaptık ,neyle uğraştık …Belki de Allah’ımızın verdiği canı boş şeylerle uğraşıp ,kendimizi yıpratarak harcamışızdır.

10 Şubat 2014 Pazartesi

adam insaf… Aslında

Şeyma Yılmaz yazdı!



ÇIĞLIKLARIM

 

İki çay söyledim… Demli olsun bir tanesi dedim…Bilirsin ben çayımı yalnız karşımda sen varken açık içerim…Şimdi yoksun…Bardağın karşısında görebileceğim o yüzün o bakışların yok… Çayı açık içmenin de bir anlamı yok… Çaylar geldi… Bardağın yarısına kadar içtim. Sonra bıraktım… Sen ise hiç dokunmamışsın çayına… Bende yarım bırakıyorum işte artık çayımı. Sen beni yarım bıraktın ben bir bardak çayı… Yarım bırakılmış bir bardak çay gibi bende soğudum sevmekten… Şair ne güzel demiş aslında "Çay varsa yaşanacak bir şeyler vardır hâlâ." diye… Ama benim çayım gibi yaşadıklarım yaşayacaklarım hep yarım kaldı… Yarım bir ben… Yarım bir aşk… Yarım bir hayat… Ama acım tam… Bana verdiğin tam olan tek şey acın herhalde… Ayrılığını es geçmek ayıp olur…Bir gittin tam gittin… Yarım kaldı sevdam… Yarım kaldı cümlelerim… Sevmem, susmam, haykırmam hep yarım kaldı… Daha bağrış çağrış haykıramamıştım adını…

7 Şubat 2014 Cuma

Musluman nasil olmalidir

Eren Çakmak Yazdı!



Yazının orjinalini görmek için buraya tıklayın.

Üstteki soruya hepinizin vereceği bir cevap vardır. Bundan eminim. Ama sizlere belki de doğru bildiğiniz yanlışları anlatacak bir yazı yazacağım.

Müslümanlık kılıçla kafa kesme, ya da intihar bombacısı olmak mı? Bence bunların hiçbiri değil. Müslümanlık günde 5 vakit Namaz kılmak, paran varsa Hac’a gitmek, Ramazan ayında oruç tutmak, kurban kesmek, Zekât vermekte değil. Evet, bu saydıklarım Müslüman’ın yapması gerekenler. Ancak unuttuğumuz ince bir nokta var. Bu yaptığımız vazifelerin sadece iki tanesi çevremizdeki insanlara fayda sağlıyor. Kurban kesip, Zekât verdiğiniz zaman çevrenizde bulunan fakir insanların sevinmesini sağlar. Peki, ya diğerleri! Hepsini kendimiz için yapıyoruz. Sizce Allah’ın yaptığımız bu ibadetlere ihtiyacı var mı? Tabii ki de yok! Bu yaptığımız vazifeler kendimizi kurtarmak için harcadığımız çabadır. Çevremizde bulunan insanlar için ne yapıyoruz peki? Ben söyleyeyim hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece ben varım düşüncesi ile hareket ediyoruz. İşte bizim kimliğimiz olan Müslümanlık bu noktada kırılıyor. Sadece ben varım düşüncesi Müslümanlığın hiçbir tarafıyla örtüşmüyor. Ben varım düşüncesi artık hayatımızın bir parçası olmuş. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” Sözü bir Yahudi sözüdür. Bir Müslüman’ın bunu kendine rehber edinmesi doğru mudur sizce? Elbette yanlıştır. Ama biz bunu hala uygulamaya devam ediyoruz. Hatta her gün yaşanılan bir olayı örnek göstereyim size. Bir adam gelir arabasını bir sokağa park eder. İnip arabasından işini halletmeye gider. Ama düşünmediği bir nokta vardır. Onun arkasından gelen araba o sokağa girmek için dönüş yapmak ister. Arabayı park eden adam ise yanlış park ettiği için, ondan sonra gelen kişiyi düşünmediği için o adam oraya dönüş yapamaz.

Müslümanlık Nedir





Bu günlük hayatta yaşanılan basit bir örnek. Bu basit örnek bile ben varım düşüncesini tamamen açıklayabiliyor. İnsanlar birbirlerini düşünmeden hareket ediyorlar. ‘‘Ben Müslüman’ım!’’ Diyorlar ancak Müslümanlığın en büyük vazifelerinden olan kardeşlik bağını unutuyorlar. Bir zinciri düşünün. O, zincirin bir halkası zayıf ve çürükse diğer halkalar çok sağlamda olsalar o zincir kopar. Çünkü bu iş tüm halkaların dayanıklılığına bağlıdır. Bizlerde yaşantımızda bütün halkaları sağlam yaparsak ancak bir halkamız çürük olursa en sonunda bir yerde o zincir kopar ve bozulur. Şuanda yaşadığımız ve hayatımıza uyguladığımız model Batılılaşma denilen saçmalığın eseridir. Kardeşlik bağı bizim hem mensup olduğumuz dinin hem de gelenek ve göreneklerimizin başlıca temelidir. Bizler Müslümanlığın adeta simgesi olan kardeşlik bağını yeniden güçlendirebilmek için geç kalmış sayılmayız. Hele ki bu zamanlarda buna daha çok ihtiyacımız var. Hayatımızdaki halkaları yeniden kontrol edelim. Eğer bir yerde çürüklük varsa onu tamir etmek için çaba gösterelim. Kardeşlik bağına her zaman ihtiyacımız vardır! Bunu unutmayalım. Ve Hazreti Peygamberimizin şu Hadis’i kulağımıza küpe olsun. ‘‘Birbirinizi sevmedikçe hakiki Müslüman olamazsınız!’’ Bu Hadis’i Kutsi’de kardeşliğin önemini Peygamberimiz böyle vurguluyorken bizler nasıl olurda onun bu kadar önem verdiği şeyi kulak arkası ederiz. Önce silkelenip kendimize gelelim. Hayatımızı ve yaşantımızı gözden geçirelim bir eksik varsa hele ki bu konuda onu kesinlikle onarmaya çalışalım. Bu eksikliği bizden uzaklaştırması için yüce Rabbimize dua edelim. Bu yüzden daha önce kırdığımız kalp var ise kırılan kalbi onarmak için çaba harcayalım. Ve o kişiden helallik isteyelim. Kalp kırmanın Kâbe’yi yıkmaya eşdeğer olduğunu unutmayalım. Yaşantımızı ona göre planlayıp uygulayalım. Kardeşlik duygularının fidanını hep birlikte tekrar dikersek yeşereceği günleri de hep beraber görürüz.

Muslumanlik aslinda nedir

Eren Çakmak Yazdı!



Yazının orjinalini görmek için buraya tıklayın.

Üstteki soruya hepinizin vereceği bir cevap vardır. Bundan eminim. Ama sizlere belki de doğru bildiğiniz yanlışları anlatacak bir yazı yazacağım.

Müslümanlık kılıçla kafa kesme, ya da intihar bombacısı olmak mı? Bence bunların hiçbiri değil. Müslümanlık günde 5 vakit Namaz kılmak, paran varsa Hac’a gitmek, Ramazan ayında oruç tutmak, kurban kesmek, Zekât vermekte değil. Evet, bu saydıklarım Müslüman’ın yapması gerekenler. Ancak unuttuğumuz ince bir nokta var. Bu yaptığımız vazifelerin sadece iki tanesi çevremizdeki insanlara fayda sağlıyor. Kurban kesip, Zekât verdiğiniz zaman çevrenizde bulunan fakir insanların sevinmesini sağlar. Peki, ya diğerleri! Hepsini kendimiz için yapıyoruz. Sizce Allah’ın yaptığımız bu ibadetlere ihtiyacı var mı? Tabii ki de yok! Bu yaptığımız vazifeler kendimizi kurtarmak için harcadığımız çabadır. Çevremizde bulunan insanlar için ne yapıyoruz peki? Ben söyleyeyim hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece ben varım düşüncesi ile hareket ediyoruz. İşte bizim kimliğimiz olan Müslümanlık bu noktada kırılıyor. Sadece ben varım düşüncesi Müslümanlığın hiçbir tarafıyla örtüşmüyor. Ben varım düşüncesi artık hayatımızın bir parçası olmuş. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” Sözü bir Yahudi sözüdür. Bir Müslüman’ın bunu kendine rehber edinmesi doğru mudur sizce? Elbette yanlıştır. Ama biz bunu hala uygulamaya devam ediyoruz. Hatta her gün yaşanılan bir olayı örnek göstereyim size. Bir adam gelir arabasını bir sokağa park eder. İnip arabasından işini halletmeye gider. Ama düşünmediği bir nokta vardır. Onun arkasından gelen araba o sokağa girmek için dönüş yapmak ister. Arabayı park eden adam ise yanlış park ettiği için, ondan sonra gelen kişiyi düşünmediği için o adam oraya dönüş yapamaz.

Müslümanlık Nedir





Bu günlük hayatta yaşanılan basit bir örnek. Bu basit örnek bile ben varım düşüncesini tamamen açıklayabiliyor. İnsanlar birbirlerini düşünmeden hareket ediyorlar. ‘‘Ben Müslüman’ım!’’ Diyorlar ancak Müslümanlığın en büyük vazifelerinden olan kardeşlik bağını unutuyorlar. Bir zinciri düşünün. O, zincirin bir halkası zayıf ve çürükse diğer halkalar çok sağlamda olsalar o zincir kopar. Çünkü bu iş tüm halkaların dayanıklılığına bağlıdır. Bizlerde yaşantımızda bütün halkaları sağlam yaparsak ancak bir halkamız çürük olursa en sonunda bir yerde o zincir kopar ve bozulur. Şuanda yaşadığımız ve hayatımıza uyguladığımız model Batılılaşma denilen saçmalığın eseridir. Kardeşlik bağı bizim hem mensup olduğumuz dinin hem de gelenek ve göreneklerimizin başlıca temelidir. Bizler Müslümanlığın adeta simgesi olan kardeşlik bağını yeniden güçlendirebilmek için geç kalmış sayılmayız. Hele ki bu zamanlarda buna daha çok ihtiyacımız var. Hayatımızdaki halkaları yeniden kontrol edelim. Eğer bir yerde çürüklük varsa onu tamir etmek için çaba gösterelim. Kardeşlik bağına her zaman ihtiyacımız vardır! Bunu unutmayalım. Ve Hazreti Peygamberimizin şu Hadis’i kulağımıza küpe olsun. ‘‘Birbirinizi sevmedikçe hakiki Müslüman olamazsınız!’’ Bu Hadis’i Kutsi’de kardeşliğin önemini Peygamberimiz böyle vurguluyorken bizler nasıl olurda onun bu kadar önem verdiği şeyi kulak arkası ederiz. Önce silkelenip kendimize gelelim. Hayatımızı ve yaşantımızı gözden geçirelim bir eksik varsa hele ki bu konuda onu kesinlikle onarmaya çalışalım. Bu eksikliği bizden uzaklaştırması için yüce Rabbimize dua edelim. Bu yüzden daha önce kırdığımız kalp var ise kırılan kalbi onarmak için çaba harcayalım. Ve o kişiden helallik isteyelim. Kalp kırmanın Kâbe’yi yıkmaya eşdeğer olduğunu unutmayalım. Yaşantımızı ona göre planlayıp uygulayalım. Kardeşlik duygularının fidanını hep birlikte tekrar dikersek yeşereceği günleri de hep beraber görürüz.