11 Ekim 2014 Cumartesi

Ekmek Arasi Ahlak Dersi Mi

Esra Köksal Yazdı!



Yasaklı krallığın doğuştan mahkum insanlarına kendini ifade etmek bir sıfır yenik başlamaktır hayatının derbisine. Bilmeden anlamadan modacı kesilirlerse, gözlerine ve ağızlarına yara bandı olarak şifa verebilirsin. Zira gerisi düşünce zehirlenmesi olur.

İnsanlar görüyoruz etrafımızda. Bu, yeşillik alanda ki sivrisinek sürüsü kadar klişe. Amma velakin kişiler sivrisineği değil de hatayı yeşilde arayan mantıkla çözmeye çalışınca iki bilinmeyenli denklemi, sonuca bir türlü ulaşılamıyor. Kasa hep açık çıkıyor.

Yargılanıyoruz...


 

Mesela masaya yatırılıyoruz. Farkında olmadan idam ediliyoruz haberimiz yok. Ölümüne ama...

Nemfomani ruhlunun sapkınlığı bile Amerikan toplumunda ki sakandal kriterlerine bir beden küçük geliyorken nasıl olur da masum köylüye yavuklusu battal boy görünür anlamıyorum. Bundandır mütevellit bir bakmışız ki sorgu memuruna randevumuz var. Gördüklerimiz yargıç, hokus pokusla yok edilenler de mahkeme heyeti.

Peki benim ülkem de değil mi? Kan bağı tarafından ırzına geçilip sonra suçun kadında arandığı zihniyet...

Benim yakınım da değil mi? Barklı olduğu halde dokuz baharın otuna balıklama dalan kusursuz meziyet...

Yani benim gördüğüm değil mi? Ekmek arası ahlak dersine tam porsiyon ahlaksızlık sergileyen vaziyet...

1 Ekim 2014 Çarşamba

Sahi Biz Ne Ara Ayrildik?

Dün yine rutin ve seni düşünerek geçirdiğim acılı bir günün ardından toplu taşıma araçlarına binmiş eve gidiyordum, bulduğum ilk kuytu köşeye oturdum, kimseyi görmek istemiyordum tek istediğim şey seni düşünmekti.

Neden neden neden...

Hemen elimi çantama attım telefonu kaptığım gibi beni en iyi anlayan arkadaşımı aradım. Sadece o sorgulamıyordu bizi neden niçin bittiğini. Haksızlıkları, mutsuzlukları hiç sorgulamıyordu, beni üzmek istemiyordu. Diğer insanlar gibi bencilce, empati kurmadan; "yeter üzülme unut artık şunu" deyip kenara çekilmiyordu. Aslında bunu diyenlerinki bencillik değildi sadece anlamamaları üzüyordu beni.

Sadece o dinliyordu beni ve yanımda olmaya çalışıyordu, sıkıldığı da oluyordu ama hiç hissettirmiyordu.
Ben olsam hayatta o kadar tahammül edemez, insanların üzüntülerini paylaşsam bile bu kadar sabır gösteremezken o hep yanımda oldu.

Hemen konuya girdim çok acı çektiğimi, unutamadığımı söyledim!
Her zaman ki rutin konuşmalarımızın tekrarıydı, ya da ben öyle sanıyordum ta ki o ana kadar…

 

Sahi Biz Ne Ara Ayrıldık?

 

Ağzından çıkan ilk söz; "bir aydan fazla oldu biliyorsun değil mi?" oldu!
Önce duraksadım, (ne bir ayı! o bana dönecek, dönsün, dönmeli diye içimde patlayan bir ateş ) beklentiler insanı nasılda tüketiyor!

Kim demiş; "Bir umuttur insanı yaşatan" diye!

O umut dedikleri şey darmadağın etti beni!

Sahi bir aydan fazla olmuştu.

Aslında bunu ben zaten biliyordum ama sanırım hala kabullenemediğimden olacak ki kendime itiraf edemiyordum!

39 gün, 39 gece sensiz mi kaldım ben! Senin sesini duymadan mı uyudum, sen artık hayatımda yok muydun?

Olmuyor işte olmuyor kabul edemiyorum ben bu ayrılığı.

Aslında iş yerinde gün içinde güldüğüm, arkadaşlarımla sohbet ettiğim olmuyor değildi, ama bunları senin yaptığını düşünmek beni deli ediyordu.

Ben gülebilirdim çünkü yüzüm gülse de içim kan ağlıyordu ama sen aslaaa!
Çünkü, ben gülersem kafam dağılsın diye yapıyordum bu eylemi ama sen takmadığından yapacaktın, eğer üzgünsen oturup ağlamalı isyan etmeliydin, sinemaya gitmemeliydin mesela, hayattan kopmalıydın. Ben ölüyorsam sen de ölmeliydin.

İşte bir psikopatlık örneğiyle daha karşı karşıyayız!

Sonunda bana da kafayı yedirttin ya hadi geçmiş ola…

Sevgiler
Hilal BAYAR

30 Eylül 2014 Salı

Ne Yani Simdi Her Sey Bitti Mi?

Hayatta bazı dengeler vardır sen ne yaparsan yap tutturamazsın o dengeleri… Sorun senin iyi ya da kötü olmanla alakalı değildir veya onun!

Bizimkisi de öyle birşeydi işte, bütün mesele buradaydı…

Ben çözüm odaklıydım, sen bitirme!

Sana da hak vermiyor değildim, yılların yorgunluğu vardı sende.
Yormuştu hayat seni, kimse için savaşmak istemiyor ve kapılarını kapatıyordun sonuna kadar!
Bense seviyordum seni, hayata olan kırgınlığını seviyordum, kimseye göstermediğin gözlerindeki hüznü seviyordum… güçlü durmak için taktığın o maskeyi seviyordum.

 

Ne Yani Şimdi Her Şey Bitti Mi?

 

Hayatta hiçbir şeyi takmayan ama, çokkk fazla şeyi takan o adamı seviyordum.

Başkalarına göre sevmediğin içindi bütün vazgeçişlerin; bizden, benden, senden vazgeçişlerin…

Bana göreyse yorgunluğundandı, yükün kendine ağır geliyordu bizi taşımak fazlaydı senin için!
Sana kızıyorum ama kendime daha çok kızıyorum hayatı bu kadar boşvermiş birinin peşinden gitmek niye!

Biraz da yazık ettin diyorum hani
Sana bana bize…

Sevgiler
Hilal BAYAR

26 Eylül 2014 Cuma

Ekime Kadar Yolun Var

Hilal BAYAR yazdı..



Bu aralar herkesin ruh hali Eylül gibi ne olduğun belli değil; bir soğuk bir sıcak, bir dalgalı bir durgun, bir yeşil bir sarı...

Sosyal medya hesaplarında böööğ getiren iletiler... hastayım, üşüyorum, bu havalar da neden soğudu böyle, vs vs vs Eylül'e girdik ondan olabilir mi acep diye isyan edesi geliyor insanın!

Neyse bugün konumuz aşk acısı
Hele o ayrılık acısını en derinden çekenler vay ki onların haline...

Onların iletisi geçmişine baktığınızda ise bir gün iyiyim bomba gibiyim, bir gün acıdan ölüyorum tarzında sosyal göndermeler.

Örn;

Varan 1 (Marmara'nın yüksek kesimlerine yarın kar yağış bekleniyormuş, doğanın dengesi de herkes gibi bozuldu... bu halimiz ne olacak böyle zalımın gızı)

Varan 2 (Bazen dünyanın en zor mesleğidir, kendi duygularına tercüman olmak... Gazete köşelerinde insanların duygularına tercüman olmak için yazdığın yazılar kendine fayda sağlamaz, kalemin kendine gelince beş para etmez mutsuzluktan ölürsün mesela vs vs vs... [alıntıdır! hllbyr]

Kısacası saçmalama ve ne yaptığını bilmezlik evreleri.

Soğuklar ve bulutlar kendini iyice hissettirmeye başlayıp günler kısalınca daha da illetleşiyor yalnızlık daha da acı bir hale geliyor hayat!

Mutluluktan gözlerinin içi gülen insanları ele alalım mesela, hayatında ilk defa aşık olanları; off ne kötü bir duygudur o, ilk defa aşık olmuştur o! Kendisi için acı çekenlerin acısını yeni yeni anlamaya başlamıştır... Herkese sürekli onu anlatıp durma isteği, anlatamadığı ve gururunun el vermediği dönemlerde ise içine atmaktan patladığın zamanlar...

Oysa ki ne gururu gurur mu kaldı öyle dağılmıştır ki eyyy o yüce sevgili

Sert kayaya çarpmıştır vesselam!

Zor bir karakterdir kendisi aşık olduğu kişi desen ondan zor.

Eee ne demiş Haluk Levent 'En güzel aşk zor olandır' bizimki de bu şarkıyı kendisine hayat felsefesi olarak seçmiş olacak ki izlediği yolda o yönde olmuş...

Fonda çalan müzik ritmin doruğundayken başka boyutlara geçmeye başlamış.

Müslüm Baba'dan Ahmet Kaya'ya kadar uzanabilen acılarla dolu damardan bir yol ha bi de Cansever vardı :)

Acı çekmek mecburi ya aşkın olmassa olmazıdır hani, hele ki ilk defa aşık olmuşşsan geberene kadar hakkını vermek gerek, illa sadistleşecek yani, illa mutlu günlerini düşünüp düşünüp kendine zulmedip yaşayacak acıyı son sürat ve ekliyor Aşık;'Taksim'de bir duvarda görmüştüm çok aşk var' seyyah misali...

Sonra arkadaşlar devreye giriyor ve sana kitap öneriyorlar bol bol kitap oku kafan dağılır diyorlar pardon da bu zavallı arkadaş acıdan önünü göremiyorken kitabı nasıl okuyacak be hey zalımın GIZLARI :))

Bi bakıyor aşık, sokağın ortasında ağlıyor hüngür hüngür, bu haline güler misin ağlar mısın?

Trajikomikliğin dibine vurmuş, acısı geçtikten sonra o hali gelse gözünün önüne gülmekten yerlere yatar herhalde o kadar vahim bir halde bizim ki... Çalışan içinse durum biraz daha iyi hallice diyorlar.

Kafası dağılıyormuş mesela.

Halbuki hiç de öyle olmuyor, 'acı çekmek isteyen her yerde çeker acısını!' diyor ve susma hakkımı kullanıyorum

İş arkadaşının açtığı komik bir Caps 2 saniyelik gülme sebebin olurken, bir diğer arkadaşın arka fondan bir Ferdi Tayfur şarkısı patlatıyor...

Gece hayatım bitti
o defteri kapattım
beni kutlamalısın
sigarayı bıraktım...

ulannnnn işte o an yine filmi başa sarıyorsun, bu şarkı adamı sigaraya tekrar başlatır be ve sonrasında Cengiz Kurtoğlu'ndan Hain Geceler geliyor
eee hadi gel de toparla kendini
Çalışmayanınsa vay haline kendi kendini kandırma evresi...

Uzmanların önerilerini dinleyip mutlu olmak için buz dolabında çikolata aramalar, neymiş efenim zaten bitmesi en doğrusuymuş, sonra arkasından Sertap Erener'den umrumda değil iyi ki bitti ve arkasından giden sevgilinin sosyal medya hesaplarını kurcalama nöbetleri... ve son nokta

 

Ekim'e Kadar Yolun Var

 

O ADAM BURAYA GELECEK!

Nereye geliyor be kendine gel kendine, Bu aralar Pucca'yı çok takip ediyosun belli :)
Giden gitti bitti sevmiyorum artık onu monifetosu başlıyor. Evin içinde, sokakta, her yerde deli gibi kendi kendine konuşmalar...

Çevrendekilerin 'hadi canım asla dönmezsin demi? sözlerine kesin ve net bir tavırla cevap vermeler ...

'ben mi aslaaa, hiç işim olmaz!, Başlarım böyle aşkın ızdırabına :) ' ve koca bir yalan, güçlü durma çabası! oysa ki bu performansı sahne de sergilese oscarlık oyuncu olur herhalde...

Blah blah blah

Ve yine bir gün kendi kendine konuşma nöbetleri boy gösteriyorken, Türkan Şoray'ın Kadir İnanır'a söylediği bir numaralı replik geliyor akla!

T.Şoray: Seviyorsun
K. İnanır: Sevmiyorum
T.Şoray: Seviyorsun
K. İnanır: Sevmiyorum
T.Şoray: Hayır hayır çok seviyorsun, nefret sadece aşkı gizleyen bir maskedir!

diyor sinemanın sultanı ve orada kopuyor sahne, hadi otur da ağla

Onu izleyeceğine açsana oradan bir Şener Şen filmi, 'evet yaptım ama bir sor bakayım niye yaptım :)'

Aslında aşkın kalan için en acı tarafı ve tek kabullenemeyiş de şu oluyor, sevgilinin kendisini toparlaması için şekilden şekile girip, hırçınlaşıp saatlerce dil döküp, yırtınırken karşılığında aldığın tek cümle 'sen bilirsin gidebilirsin' oluyor! Verdiğin emek 2 saniye içinde çöp!

Bu nasıl bir umrum dışılıktır arkadaş!

Sen orada yırtınırken sakin bir ses tonu, gayet relax takılan bir narsist sana good byyyy diyor

Susması ona asalet, ilişkisine emek veren sana ise sıradanlık katıyor :)))) Hayır o değil de, haklıyken haksız duruma düşmekte cilvesi oluyor bu işin...

Eee gel de şimdi yine Türkan Sultan'dan patlatma bir replik daha!

AL YAZMALIM SELVİ BOYLUM...

Sevgi neydi?
Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti..
Durursam bir daha kurtulamam..
Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Yüreğim kaydıysa günah mı?..
Çamura saplansam yardıma gelir misin?..
Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elindeymiş gibi..
Elinden tutuversem benimle gelir mi?
Seninim işte, alıp götürsene beni..
Elveda asya, elveda selvi boylum al yazmalım, elveda..
Bitmemiş türküm benim..

Hadi gel de şimdi kendini balkondan aşağı atma :D

Ve sonra yavaş yavaş kabulleniş başlıyor, tam da Eylül Ekim'e doğru yol alırken.

Ağlama nöbetleri daha da durgunlaştırıyor insanı, daha sakin oluyorsun ve Ekim'de geçiyor sonra Kasım geliyor

(Sweet November) 'Kasımda Aşk Başkadır' filminden bir kesit ve o harika müzik eşliğinde küçük bir tebessümle yeni bir hayat diliyorsun kendine ve hayat felsefeni fısıldıyorsun usulca,

Live for power, pride and honour... ( güç, onur, ve gurur)

Sevgiler
Hilal BAYAR

9 Eylül 2014 Salı

insan ben değilimdir

Evin yazdı..



Bugün başlayacağım, okuyacağınız hikayelerimin %99’u gerçek; %1’lik kısmı yalandır. Gerçeği yalanı ayırt etmek sizin elinizde.. Yazdıklarımda kendinizden birer parça bulacağınıza eminim.
Kafalarımız, kalplerimiz beğenilme,dikkat çekme, ilgi odağı olma vb. gibi şeyler üzerine odaklı çalışıyor resmen. Bir kız olarak her fırsatta aşka dair kitaplar okudum, filmler seyrettim, düşündüm kendi kendime kalbimle savaştım; aşkı, sevgiyi, cinselliği, sadakati ve ihaneti anlamaya çalıştım. Daha doğrusu anlamaya çalıştığım şey bu çetrefilli dünyanın içindeki anlaşılması bi o kadar zor insan topluluğuydu. Bir elin beş parmağı bir değil elbette demişler ama bunu bile bile de hata yapan tek insan ben değilimdir herhalde ?
Neredeyse her kız hayatına giren bir erkek yüzünden, Türkiye nüfusundaki 38 milyon erkeği hiçe sayıp, elinin tersiyle itiyor. Ben bunu her ne kadar hata olarak görüp, başkası için konuşsam da; ben bu hatayı defalarca yapmış bir insanım.
Yazıma bana her zaman destek olan arkadaşlarımla devam etmek istiyorum. Bizimle gülen, bizimle ağlayan, hele ki konu bir erkekse defalarca telefonda çekiştirilen; yetmeyip yüz yüze ikinci toplantısını yapabileceğimiz kısacası beraber dertleşebileceğimiz arkadaşlarımız hepimizin vardır.. Yani düştüğünde hemen oracığa senin yanına kendini bırakıveren.. Ben kendimi çok şanslı hissediyorum bu konuda. Öyle arkadaşlarım var ki. Her şeyi benimle beraber yaşayan; sevincime sevinçle, üzüntüme üzüntüyle yaklaşan..



Ve birde yaşadıklarımı satırlara dökmemde bana destek olanlar.. Sizler iyi ki varsınız benim için çok özelsiniz. Hele içlerinden hayatıma yeni giren bir tanesi var ki; bu düşüncemi ilk bilen, ilk duyan.. Buradan ona kısa bir not: Zaman ne gösterir hiç bilmiyorum ama olur da sende benden gidersen bendeki yerin hiç değişmeyecek. Benim için çok değerlisin.
Ne kadar teşekkür etsem de onlara içimdeki sevgiyi hiç anlatamadım. Hak vermelisiniz ki dilde bir yere kadar iş görüyor. Her ilişki başında “Bu sefer doğru insanı buldum” diye etrafa gülücükler saçıp, hüsranla bittiğinde ağlayarak “Bitti yine olmadı” diye saatlerce az ağlamadım onların başında. Her konuyu yaşadıklarıma bağlayıp yorum yapsınlar diye az çabalamadım (Bu sanki biraz ego tatmini gibi bir durum oluyor ama neyse artık). Eski sevgililerim görsün ne yaptığı, ettiğimi diye benimle facebookta az yorumlaşmadılar, benimle camlarda az yol gözlemediler, az mı sabahlara kadar benimle oturup dertleştiler. Neler ettim ben sizlere daha aklıma gelmeyen. Asla hakkınızı ödeyemem..
İsterdim ki bir ayrılık yaşadığımda arkadaşlarımla paylaştığım gibi bunu burada kaleme dökebileyim ama artık bir sona bağlamam lazım. İlk yazım olduğu için beni mazur görün, daha güzellerinde görüşmek dileğiyle..

8 Eylül 2014 Pazartesi

kaçanlar değil, yağmuru

Fatmanur Kandemir Yazdı!



Bir gün delice yağmurlar yağsa , ben sokaklara çıksam.Sokakların bir şiiri vardır ki yağmur varken dile gelir.Yağmurdan kaçanlar değil, yağmuru iliklerine kadar hissedenler işitir bu şiiri.İşitmeyenler sokakları geçilip gidilen yerler olarak görürler ne yazık ki.
Yağmur kıpır kıpır eder insanların içini ve nisan yağmurları.
Şimşekli geçer çoğu zaman , aslında bu şimşek kışa elveda müziğidir, baharın habercisi.
Şemsiyenin altında duyduğumuz o sesler ,ve yeniden güm.





Hiç de yabancı gelmiyor bana , sanki bir yağmur sonrası renk cümbüşünün , gök kuşağının habercisi bu,
Banı kar mı seversin yağmuru mu deseler .Kar kışın habercisidir diyorum. Ama yağmur gizli kapılar gibidir.Hiç bilemezsin, sonbaharın habercisi de olabilir, ilkbaharın başlangıcı da .. Ben yağmuru severim dedim.
Ayrıca benim için sürprizdir yağmur.Bir bakmışsın Bir fırtına , bir yağmur. Sanırsın ki kara kış geliyor.Ama az sonra gelecek olan gök kuşağından habersizsindir sen aslında.
Ya da hafif bir yağmur, sanırsın ki güneş açacak ama sonbaharın habercisi de olabilir.
Ben yağmur yağarken ıslanmayı da seviyorum.sokaklarda yankılanan şiirin sesini duymak için …
Ama biliyorum ki her mevsim bir başka güzel.Yağmurun olduğu kadar karın da anıları vardır bende…

29 Ağustos 2014 Cuma

diyecek sözüm olsa

Esra Köksal kaleminden...



Bazıları çift sarısız mizaçlarının son demini yaşarken hata raporu veren hayatları gözlerinin önünden geçer slayt halinde..
Senin için azendelerden ne büyücüler getirttim. Ne de beni konuk edecek dest-i izdivaç programları aradım kapı kapı. Ne karakter pusulalığı yapamadığın yaşamından etkilendim. Ne de ellerimi açtım göklere illaki de sen diye taraf tuttum tribünlerde.
İtin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı..
Sana alman kurdunun ne kediye gösterdiği şevkati verebilirim. Ne de sana pandoranın kutusu olabilirim.
Cebin dolu diye üzerimde etiketim var sanacaksın. Sonra da bozuk sicilinin can çekişmesinde en iyi insan rolünü canlandıracaksın. Teknisyenliğinin devasa çelişkilerinden elektriksizlik saçacaksın kısa devrelerinde. Üstüne benden zat-ı şahanen olmamı bekleyeceksin.

 

Zat-ı Şahanem Olamazsın
Hem baştan pazarlıkta Kayseriliyi geçeceksin. Hem de etin filetoluk yerine deyimi yerindeyse bayılacaksın. Buna diyecek sözüm olsa olsa "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" olur.
Utanmazlık silsilesi ile doğan, ardından mizacının en ıssız sokağında çiğlik yapar. Sonra da benden merhamet bekler. Benden sana ne merham gelir, ne de ferman…Senin için kişiliğimi yeni baştan ekip domates niyetine 3 kilosu 1 liraya da satamam. Kimseler darılmasın gücenmesin. Ne satılmış askeri olurum ne de zat-ı şahanesi..